-

Şimdi yatağıma yattım; artık ne yastık ne de yorgan kuş tüyü. Hiçbirinde o aşina olduğum koku yok. Ne baş ucumda bir lamba var ne de ayak ucumda bir masa. Öyle geniş, yalnız, boş bir odadayım. İki yanımda dolaplar. Dönmüyorlar. Birinde boy aynası. Bakıyorum, koca odada bir başıma, yatağımda öylece yatıyorum. Oda soğuk. Oda aydınlık. Çok fazla ışık var, beni yorgana göm. Sonra gel yat yanıma, sarıl usulca, yanağımı öp, ne bileyim. Ben omuzlarını öperim, gece uyanır bir daha öperim, sen uyurken yine öperim. Gözlerinden öperim, uyanınca. Nasıl özlenmez ki sıcaklığınla beni sardığın o an? Nasıl yalan söylerim sana? Asla. Aylar geçmedi henüz ama 10 gün kaç dakika ediyor haberin var mı?

St Peters’e gittiğimde ilk dönem boyunca hep evi özledim. Evi özlemek biraz deniz tutmasına benzer. Ne denli felaket bir şey olduğunu sizi tutunca anlarsınız. Anladığınızda da tam midenizin yukarısında bir yerlere vurur ve siz artık ölmek istersiniz. Tek çare hem ev özlemi hem de deniz tutmasında, insanın ansızın iyileşmesidir. Birincisi okulun kapısından çıkar çıkmaz geçer, ikinci ise gemi limana girer girmez iyileşir.

Ronald Dahl